Trafikte sürücülerin birbirleriyle yüz yüze iletişim kurmaması, günlük hayatta sergilenmeyecek bazı davranışların direksiyon başında daha kolay ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Uzmanlara göre sürücünün kendisini daha az görünür ve hesap verebilir hissetmesi, öfke ve agresif tepkilerin artmasında etkili olabiliyor.

 

Haber: Yavuz MÜFTÜOĞLU

Trafikte yaşanan gerginlikler, sürücülerin yalnızca yol ve zaman baskısıyla değil, içinde bulundukları sosyal ortamın etkisiyle de farklı davranabildiğini gösteriyor. Günlük yaşamda karşılaştığımız bir kişiye karşı sergilemekten kaçınacağımız bazı tepkiler, direksiyon başında daha kolay ortaya çıkabiliyor. Bunun temel nedenlerinden biri ise sürücülerin birbirlerini çoğu zaman yalnızca araçları üzerinden algılaması. Örneğin önünüzdeki araç park etmeye çalışıyor ve siz sabırla bekliyorsunuz. Ancak arkanızdaki sürücüler korna çalarak tepki gösteriyor. Önünüzdeki araçtaki sürücü ise bu tepkinin sizden geldiğini düşünerek size karşı öfkelenebiliyor. Oysa korna çalan siz değilsiniz. Buna rağmen tepkinin muhatabı haline gelebiliyorsunuz. Bu durum, trafikte yaşanan iletişim kopukluğunun ve sürücülerin birbirlerini nasıl algıladığının önemini ortaya koyuyor.

Yüz yüze olsak aynı tepkiyi verir miydik?

 

Uzman Klinik Psikolog Dr. Nil Gönce'ye göre günlük yaşamda sosyal ilişkilerimizi düzenleyen önemli unsurlardan biri, karşımızdaki kişinin bizi gördüğünü ve davranışlarımızı değerlendirdiğini bilmek. Günlük hayatta biri önünüze geçtiğinde ona doğrudan “Sıra vardı” diyebilir, yanınızdan geçerken size çarptığında tepkinizi yüzüne karşı gösterebilirsiniz. Çünkü karşınızda bir insan vardır. Yüzünü görür, sizi gördüğünü bilir ve verdiğiniz tepkinin doğrudan ona yöneldiğinin farkında olursunuz. Trafikte ise aynı durum farklı bir biçimde yaşanıyor. Önünüze geçen bir araca korna çalmak, selektör yapmak, camı açarak bağırmak ya da sürücünün peşinden giderek tepkiyi sürdürmek daha kolay hale gelebiliyor.

Trafikte sabır neden tükeniyor?

Peki, karşımızdaki insan değişmediği halde davranışımız neden değişiyor? Bu sorunun yanıtında “anonimlik” kavramı öne çıkıyor. Trafikte sürücü ile sürücü arasında çoğu zaman bir otomobil bulunuyor. Karşımızdaki kişinin yüzünü görmüyor, kim olduğunu bilmiyor ve büyük ihtimalle onunla bir daha karşılaşmayacağımızı düşünüyoruz.

Aynı durum karşı taraf için de geçerli. Dr. Gönce, bu durumun kişinin kendisini daha az görünür ve daha az hesap verebilir hissetmesine yol açabileceğine dikkat çekiyor. Kişi davranışlarının başkaları tarafından daha az değerlendirileceğini düşündüğünde, günlük hayatta davranışlarını sınırlayan bazı sosyal kuralların etkisi zayıflayabiliyor ve sabırsız bir davranış sergileniyor. Başka bir ifadeyle trafikte bazen karşımızdaki kişinin yalnızca bir sürücü değil, bir insan olduğunu unutabiliyoruz.


Araştırmalar da dikkat çekiyor

Trafikte anonimlik ile sürücü davranışları arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalar da bulunuyor. 1995 yılında gerçekleştirilen bir saha çalışmasında 60 sürücünün korna kullanımı incelendi. Daha anonim koşullardaki sürücülerin, önlerindeki araç hareket etmediğinde daha erken korna çaldığı, kornayı daha uzun süre kullandığı ve daha sık korna kullandığı görüldü. 2001 yılında Ellison-Potter ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilen deneysel çalışmada ise anonimlik ile agresif sürüş arasındaki ilişki ele alındı. Sürüş simülasyonunda kendilerini daha anonim hisseden katılımcıların daha fazla agresif sürüş davranışı gösterdiği belirlendi. Bu araştırmalar, otomobilin tek başına insanı saldırganlaştırdığını ortaya koymuyor. Daha sınırlı ancak önemli bir noktaya işaret ediyor: İnsan kendisini daha az görünür ve daha az hesap verebilir hissettiğinde, öfkesini davranışa dönüştürmesini engelleyen bazı sosyal sınırlar zayıflayabiliyor.

 

Direksiyon başında neden değişiyoruz?

Dr. Nil Gönce, "Trafikte yaşanan gerilimleri azaltmanın ilk adımlarından biri, sürücülerin kendi davranışlarını fark etmesi ve tepkilerini kontrol edebilmesi. Özellikle anlık öfkeyle verilen karşılıklar, basit bir trafik anlaşmazlığının daha büyük bir tartışmaya dönüşmesine neden olabiliyor.

Bu nedenle sürüş sırasında yaşanan bir durum karşısında hemen tepki vermek yerine, olayın nedenini değerlendirmek ve karşı tarafın davranışını kişisel bir saldırı olarak yorumlamamak önem taşıyor. Bir aracın yavaş ilerlemesi, park etmeye çalışması ya da trafikte beklenmedik bir hareket yapması her zaman kasıtlı bir davranış anlamına gelmeyebilir" dedi. Dr.Gönce, "Trafikte sağlıklı iletişim, yalnızca kurallara uymakla değil, diğer sürücülerin de hata yapabileceğini ve farklı koşullar altında hareket edebileceğini kabul etmekle mümkün oluyor.

Sürücünün kendi öfkesini fark ederek tepkisini kontrol etmesi, hem tartışmaların hem de riskli sürüş davranışlarının önüne geçilmesine katkı sağlayabiliyor. Bu açıdan trafikte güvenliğin önemli bir boyutunu da direksiyon başındaki davranışlarımızı yönetebilmek oluşturuyor. Çünkü trafikte arada bir otomobil olsa da aslında karşı karşıya olan iki insan var" ifadelerini kullandı.