Büyük şehirlerde trafik, artık günlük hayatın en yorucu sınavlarından biri haline geldi. Sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar yollar yoğun, sürücüler ise giderek daha sabırsız ve tahammülsüz. Zamanın kıymetli olduğu bir dönemde, saatlerimizi trafikte geçirmek başlı başına bir stres kaynağı olurken, bir de kurallara uymayan ve başkalarının hakkını gözetmeyen sürücüler eklenince ortaya daha ciddi bir tablo çıkıyor.


Yolun ortasında dörtlülerini yakıp bekleyenlerden, ters yönden gelip selektör yapanlara; hatalı sollamalardan şerit kurallarını hiçe sayanlara kadar pek çok sorumsuz davranış, trafiği hem yavaşlatıyor hem de tehlikeye atıyor. Bir sürücünün birkaç saniye ya da birkaç dakika kazanmak için yaptığı ihlal, yüzlerce kişinin zaman kaybetmesine, hatta can ve mal güvenliğinin tehlikeye girmesine neden olabiliyor.


Direksiyon başında telefon tehlikesi

Trafikte yaşanan sorunların bir başka önemli boyutu ise cep telefonu kullanımı. Direksiyon başında telefonuna bakan, mesaj yazan, sosyal medya hesaplarını kontrol eden veya video izleyen sürücüler yalnızca kendi hayatlarını değil, trafikteki herkesin güvenliğini riske atıyor. Daha da endişe verici olan ise araç kullanırken sosyal medya için içerik hazırlayan, video çeken veya canlı yayın yapanların ortaya çıkması. Direksiyon başında birkaç saniyeliğine bile olsa dikkatin yoldan ayrılması, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.

Telefonla ilgilenmek yalnızca kazaya davetiye çıkarmıyor; trafik akışını da olumsuz etkiliyor. Yeşil ışığın yanmasına rağmen telefonuna baktığı için hareket etmeyen, önündeki araç ilerlediği halde tepki vermeyen veya trafikte düşük hızla seyreden sürücüler, arkasında uzun kuyrukların oluşmasına neden oluyor. Sosyal medyada birkaç beğeni veya birkaç saniyelik bir video uğruna trafikte insanların hayatını riske atmak, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir davranış.


'Cezamı öder geçerim'

Bütün bunlar ister istemez şu soruları akla getiriyor: Biz trafikte saygı kültürümüzü mü kaybettik? İnancımızın ve toplum yapımızın temelinde bulunan başkasının hakkına saygı anlayışını trafikte neden unutuyoruz? Cehaletin ve bilinçsizliğin mi kurbanı oluyoruz? Cezalar mı yetersiz, yoksa kurallara uymanın önemini yeterince kavrayamadık mı?


Trafik kuralları yalnızca ceza almamak için uyulması gereken maddeler değildir. Her bir kuralın arkasında insan hayatını koruma amacı vardır. "Cezamı öder geçerim" anlayışı ise kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Çünkü ödenen bir trafik cezası, kaybedilen bir hayatı geri getirmez. Daha güvenli yollar için önce direksiyon başındaki davranışlarımızı değiştirmeliyiz. Hayatı güzelleştirmek ve kolaylaştırmak bizim elimizde. Bırakalım yollarda hız, öfke ve tahammülsüzlük değil; sabır, saygı ve hoşgörü yarışsın.

 

Trafikte hepimiz aynı yolun yolcusuyuz


Trafikteki sorunların çözümü yalnızca daha fazla denetim ve daha ağır cezalarla mümkün olmayacaktır. Elbette caydırıcı denetim büyük önem taşıyor. Ancak kalıcı çözüm, trafik bilincinin toplumun tamamında güçlendirilmesinden geçiyor. Trafik eğitimi yalnızca ehliyet alma aşamasında verilen bir eğitim olarak görülmemeli. Çocukluktan itibaren başlayan, sürücülük hayatı boyunca devam eden bir bilinç ve sorumluluk anlayışı oluşturulmalı.

İnsanlara yalnızca aracı nasıl kullanacakları değil, trafikte diğer insanların hakkına ve hayatına nasıl saygı gösterecekleri de öğretilmeli. Çünkü trafikte aslında hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Birbirimize göstereceğimiz sabır ve hoşgörü, yolları da hayatı da daha yaşanabilir hale getirecek. Unutmayalım; trafikte kaybettiğimiz yalnızca zaman değil. Bazen bir dikkatsizlik, bir telefon mesajı, bir sosyal medya paylaşımı ya da "bana bir şey olmaz" düşüncesi, bir insanın hayatını değiştirebilir.

Haber: Yavuz MÜFTÜOĞLU