Trafikte öfkeye asla yer yok

Özellikle büyükşehirlerde artan trafik yoğunluğu sürücülerin stresini artırırken, öfke ve aceleci davranışlar trafik güvenliğini tehdit ediyor. Uzmanlar sakin ve kontrollü sürüş çağrısı yaparken, yürürlüğe giren yeni düzenlemeler agresif sürüşe yönelik cezaları da ağırlaştırdı.

 

Haber: Yavuz MÜFTÜOĞLU

 

Trafik, günlük yaşamın kaçınılmaz bir parçası olurken özellikle büyükşehirlerde sürücüler için önemli bir stres kaynağı haline geliyor. İşe ve okula gidiş-geliş saatlerinde yaşanan yoğunluk, uzun bekleme süreleri ve zaman baskısı sürücülerin sabrını zorlayabiliyor. Trafikte yaşanan stresin öfkeye dönüşmesi ise yalnızca sürücünün kendisini değil, diğer araçları, yayaları ve yolcuları da tehlikeye atıyor. Ani şerit değiştirme, yakın takip, gereksiz korna kullanımı, aşırı hız ve diğer sürücülerle tartışmaya girme gibi davranışlar kazalara davetiye çıkarabiliyor.

 

Hazırlıksız yola çıkmayın

 

Uzmanlar, trafik stresini azaltmak isteyen sürücülerin yolculuk öncesinde güzergâhlarını planlamalarını öneriyor. Yoğun saatlerde alternatif yolların değerlendirilmesi ve yolculuk için yeterli zaman ayrılması, sürücünün üzerindeki zaman baskısını azaltabiliyor. Navigasyon uygulamalarından yararlanmak da trafik yoğunluğunu önceden görerek daha doğru bir güzergâh belirlenmesine yardımcı oluyor. Ancak navigasyon veya cep telefonuyla ilgilenmenin sürüş sırasında dikkat dağıtmaması gerektiği özellikle vurgulanıyor.

Öfkeye karşılık vermeyin

 

Trafikte başka bir sürücünün yaptığı hata, öfkeye neden olabiliyor. Ancak korna, selektör, yakın takip veya aracı sıkıştırma gibi tepkiler sorunu çözmek yerine tehlikeyi büyütüyor. Uzmanlar, sürücülerin böyle durumlarda sakin kalmasını, mümkün olduğunca tartışmaya girmemesini ve dikkatini yeniden yola vermesini öneriyor. Gerginliğin arttığı durumlarda güvenli bir noktada kısa süreli mola vermek de seçenekler arasında bulunuyor. Trafiği tehlikeye atan sürücüleri kolluk birimlere bildirilmesi gerekir.

Yorgunluk stresini artırıyor

 

Sadece trafik yoğunluğu değil, sürücünün fiziksel durumu da güvenli sürüş açısından önem taşıyor. Uykusuzluk ve yorgunluk dikkat seviyesini düşürürken, sürücünün trafikte yaşanan olumsuzluklara karşı daha tahammülsüz davranmasına da neden olabiliyor. Bu nedenle özellikle uzun yolculuklardan önce yeterince dinlenilmesi, yolculuk sırasında ise ihtiyaç duyuldukça mola verilmesi gerekiyor.

 

Agresif sürüşe ağır yaptırım

 

Yürürlüğe giren 7574 sayılı Kanun ile trafik güvenliğini tehlikeye atan bazı davranışlara yönelik yaptırımlar artırıldı. Yeni düzenlemeye göre trafikte saldırı amacıyla başka bir aracı ısrarla takip eden veya bu amaçla araçtan inen sürücülere 180 bin lira idari para cezası uygulanabiliyor. Bazı tehlikeli şerit değiştirme ve yolu trafiğe kapatma gibi ihlallerde ise 90 bin lira para cezasının yanı sıra sürücü belgesinin 60 gün geri alınması ve aracın 30 gün trafikten men edilmesi gibi yaptırımlar uygulanabiliyor. Düzenlemeyle birlikte sürüş sırasında cep telefonu kullanımı ve çeşitli trafik ihlallerine ilişkin cezalar da artırıldı. Böylece hem sürücülerin hem de diğer yol kullanıcılarının güvenliğinin korunması hedefleniyor.

 

Sakin sürüş hayat kurtarıyor

 

Trafik yoğunluğunu tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da sürücülerin kendi davranışlarını kontrol etmesi mümkün. Uzmanlar; hız sınırlarına uyulması, takip mesafesinin korunması, emniyet kemeri kullanılması, sürüş sırasında telefonla ilgilenilmemesi ve diğer yol kullanıcılarına karşı sabırlı olunmasının trafik güvenliği açısından büyük önem taşıdığını belirtiyor. Trafikte birkaç dakika kazanmak uğruna yapılan riskli bir manevra, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Uzmanlara göre güvenli sürüşün ilk şartı ise direksiyon başında öfkeye değil, sabra yer vermek, bunu unutmamak gerekir; Sabrın sonu selamettir. 

 

Trafik kurallarına uymak; Can ve mal güvenliğini korumak, kazaları önlemek ve düzenli bir trafik akışı sağlamak için hayati bir sorumluluktur. Hız sınırlarına uymak, emniyet kemeri takmak, trafik ışıklarına dikkat etmek ve yayalara yol vermek hem yasal bir zorunluluk hem de toplumsal bir görevdir.